ada kek

25 Eylül 2017 Pazartesi

Etrim Doğa Restaurant

 
     Tavukların serbestçe gezdiği, kocaman bir bahçe içinde, bembeyaz kanaviçe  işli örtülerin serili olduğu tahtadan yapılma masalarda yer kalmayacak kadar bol çeşitli lezzetlerin olduğu bir yerde kahvaltı yapmak istemez misiniz?




     Bir kahvaltı masası, doğal ürünlerle ve muhteşem bir doğa ile buluştuğunda paha biçilmez olur.          Bugün sizlere yabancı turistlerin bile çoktan keşfettiği, benim yeni haberdar olduğum, Bodruma 24 km uzaklıkta Etrim Köyü'nde bulunan Etrim Doğa Restaurant'dan bahsetmek istiyorum.


     300 kişinin yaşadığı 50-60 haneli köyde esas geçim kaynağı halıcılık olan Engin Basol ve ailesi 2 yıldan beri köy evlerinin bahçesini restaurant'a çevirmişler.


      Bu güne kadar yemediğiniz çeşitte reçeller, Kabak çiçeği dolması, yaprak sarması, peynirler, yöresel zeytinyağlı yemekler, evde yapılmış ekmekler, nefis börekler, zeytin çeşitleri, meşhur lokma.... aklınıza gelen her köy yemeğini bulabileceğiniz bir yer.


     Özellikle otlu böreği ve zeytin reçelini tatmadan dönmeyin derim.
     Etrim'de bulunduğum sürede tamamen ailenin kadınlarının ürettiği nefis lezzetlerle tanıştım.
     Üstelik 25 çeşit serpme kahvaltının fiyatı 25 lira.  Öğle ve Akşam yemeklerinin de verildiği Etrim Doğa Restaurant'da akşam yemeklerinde ızgara, kavurma, ciğer eşliğinde alkol almanızda mümkün.
     Geniş bahçede dolaşın, çocuklarınız tavukların peşinden koşsun, zeytin ağacının gölgesinde oturun, meyve toplayın hasılı özlediğiniz ne varsa yapın derim.




      Ayrıca dokuma halıların bulunduğu evin odalarını gezip görebilir, hatta alışveriş yapabilirsiniz. 1980 yılından beri çift düğümle hala halı dokumaya devam eden evin büyük annesini izleyebilir, Elibelinde, Cıngıllı Cafer halı modellerinin hikayelerini dinleyebilirsiniz.


      Eğer yolunuz Bodrum'a düşerse Etrim Doğa Restaurant'a uğramadan dönmeyin.

   
    

24 Ağustos 2017 Perşembe

Hayrabolu Ayçiçeği Festivali

     Merhabalar  güzel Trakyamıza doğru yolculuk yaparken yol boyunca Günebakan'ları yani Ayçiçeklerini görmüşünüzdür. Kimbilir kaç kişi arabasını durdurup bu güzellikleri seyretmiş, fotoğraflar çekmiştir.




     Hayde Hayraboluya be ya.... diyerek.


     Geçen hafta işte bu güzelliklere doğru harika bir yolculuk yaptık. Hayrabolu Belediyesinin daveti ve sevgili Elif Çıtak'ın organizasyonu ile Hayrabolu Ayçiçeği Festivaline doğru yola çıktık.


     Festivale giderken Lüleburgaz'daTrakya'nın en köklü Peynir ve Et Üreticilerinden biri olanTopcu Group'a ait ST.Senatör Restorant'ta Sevgili Elif Korkmaz'ın da katılımıyla harika bir kahvaltı yaptık.


     Bu yıl 27. si gerçekleştirilen Hayrabolu festivalinde blogger arkadaşlarla harika zamanlar geçirdik. Değerli şeflerimizin jüriliğinde yöre halkının katılımı ile yapılan yöresel lezzetler yarışması sayesinde yöreye ait pek çok lezzeti tatma imkanımız oldu.




   Hayrabolu yöresinin kültürünü ve yemeklerini tanıma konusunda bu festivalin çok katkısı olduğuna inanıyorum.


     Festivalde Kahve eğitmeni ve Topraktan Fincana kitabını yazarı Cem R. Girginol İyi kahve yapmanın sırlarıyla ilgili Workshop düzenledi. Evde kolay ve güzel filitre kahve yapmanın inceliklerinden bahsetti.


      Yapılan Yöresel yemek yarışması sonucunda dereceye kalanların ödülleri Belediye Başkan ve Başkan yardımcılarının katılımıyla  sunuldu.


      Ayrıca yaratıcı cupkek yarışmasında geleceğimiz çocuklar bizlere harika ve çok keyifli anlar yaşattılar.
     Hayrabolu Çarşılarını gezerken posterlerimizin duvarlarda asılı olduğunu görmek çok hoştu.
     Sevgili Elif Çıtak'la kahvelerimiz içip madalya ve belgelerimizi aldıktan sonra, güzel izler bırakan Hayrabolu'dan haydi İstanbul'a diyerek yola koyulduk.


     Bu orgnizasyonda emeği geçen herkese teşekkürler



18 Ağustos 2017 Cuma

Kurban Bayramında Alınabilecek En Güzel Hediye

Kurban Bayramı’nda sevdiklerinizi ziyaret ederken, yıllar boyunca kullanabilecekleri pratik bir hediye de vermeye ne dersiniz? Yalnız uyarayım; bu hediye o kadar güzel ve kullanışlı ki, kendinize saklamak isteyebilirsiniz! Derin dondurucular son derece faydalı cihazlar ve özellikle Kurban Bayramı gibi dönemlerde büyük bir sorunu çözüyorlar: Uzun süreli gıda depolama. Geçen bayram bir derin dondurucu kullanmanın ne denli önemli olduğunu anladım, zira etlerimin çoğunu (bozulmasınlar diye) hemen tüketmek, tüketemediklerimi de dağıtmak zorunda kaldım. Buzdolapları uzun süreli gıda depolamak için uygun bir çözüm değil, en fazla bir hafta içinde et tüm tazeliğini yitiriyor, hatta bozulmaya başlıyor.




Derin dondurucular ile böyle tanıştım ve uzun bir araştırmadan sonra, tercihimi yatay derin dondurucu modellerinden yana kullandım. Yatay olmaları kapaklarının üst kısımda olması anlamına geliyor. Bu tasarım son derece kullanışlı ve pratik: Muazzam bir kullanım rahatlığı ve depolama alanı yaratıyor. Marka konusunda seçim yaparken hiç tereddüt etmedim ve Uğur Soğutma markasını seçtim. Türkiye’nin ilk ve en büyük derin dondurucu üreticisi olan Uğur Soğutma, 63 yıldan bu yana piyasadaki en kaliteli ve en sağlam derin dondurucuları üretiyor. Renk konusunda beyaz ile sınırlı olduğumu düşünüyordum ancak şaşırtıcı bir şekilde çok sayıda renk seçeneğim olduğunu fark ettim. UED 210 A++ isimli model, birden fazla renk seçeneği içeriyor ve ben en çok mor ile gümüş renklerini beğendim. Açıkçası halen karar vermiş değilim ama mor rengi seçecek gibiyim – çok şık duruyor!


 


Tek özelliği şık durması değil elbette, 190 litre iç hacmi var ve emin olun sadece sizin değil, tüm akrabalarınızın gıdalarını depolamak için fazlasıyla yetiyor! UED 210 A++ enerji sınıfına giren bir model, yani hemen hiç enerji harcamıyor ve elektrik faturasının artmasına neden olmuyor. Dolap içi LED aydınlatma sistemi ve elektrik kesilse bile 48 saat boyunca gıdaları korumaya devam etmesi, sevdiğim diğer özellikler arasında yer alıyor. Bu yılki etleri bir sonraki bayrama dek ilk günkü tazelikleri ile depolamaya kararlıyım: UED 210 A++ derin dondurucu sayesinde bu mümkün oluyor! Satın almak isteyenler için bir ipucu da vereyim: http://satis.ugur.com.tr adresinden sipariş verir ve satın alma işlemleri sırasında UGURGUMUS veya UGURMOR indirim kodunu kullanırsanız, ekstra %5 indirim elde ediyorsunuz. Kampanya hakkında detaylı bilgi için BURAYA tıklayabilirsiniz.


                                        
Bir boomads advertorial içeriğidir.



http://hur.so/dbzop2

29 Temmuz 2017 Cumartesi

Sebzeli Pratik Börek

     Nefis sebzeli bir börek tarifim var.
     Üstelik çok basit.  Genelde yazlıkta yaptığım için bu böreğe yazlık sebze böreği diyorum. Evde hangi sebzeler varsa onu kullanabilirsiniz. Ne ölçüde ne malzemede sınır yok.


      Benim böreğimin içinde bulunanlar.
Malzemeler
havuç,
kabak,
Soğan,
patlıcan,
kırmızı ve yeşil biber
Lor peyniri


Yapılışı
.Hepsini bir çay bardağı zeytinyağı içerisinde soteledim.
.Ben hamurunu kendim yoğurup elimle açtım ancak üç yufka da işinizi görür. .Yufkanın bir tanesini tepsinin tabanına kırışık olarak serip kenarlarını tepsinin dışına çıkartım.
.Sebzeleri yağını süzerek çıkarttım. .Tavada kalan yağın üzerine 1 çay bardağı süt döktüm.
.Bu sütlü yağdan yufkanın üzerinde gezdirdim.
.Sonra parçaladığım 2 yufkanın bir kısmını tepsiye döşedim.
.Sotelenmiş sebzelerin hepsini tepsiye yerleştirdim.
.Kalan kırpık yufkaları koyarak üzerine tekrar yağlı süt gezdirdim.
.Kenardan sarkan yufkaları kapattım ve üzerine yumurta sarısı ve ısınmış fırın.      Afiyetler olsun.
 Not: soğuk servisi daha lezzetli oluyor.

27 Temmuz 2017 Perşembe

Damla Sakızlı Muhallebi


Bugün serin hafif ve sütlü bir tatlıya ne dersiniz? 😀 Hem de damla sakızlı.🙆 Denemek isteyenler için hemen pratik tarifini veriyorum.


Malzemeler
📍1 kilo süt
📍2 yemek kaşığı tereyağ
📍4 yemek kaşığı un
📍1 su bardağı şeker
📍4-5 parça damla sakızı  


Yapılışı
-Tencerede yağı eritin. Üzerine unu eleyerek ilave edin ve çok hafif sararıncaya kadar kavurun.
-Soğuk sütü ilave ederek karıştırmaya devam edin.
-Damla sakızını iyice dövüp mini parçalar haline gelince şeker ile beraber kaynamaktaolan süte ilave edin.
-2-3 dakika daha kaynaktıktan sonra dilediğiniz kaplara paylaştırın.
-Üzerine böğürtlen, karadut şahane olur.
-Buzdolabında soğutup servis yapabilirsiniz.  

9 Temmuz 2017 Pazar

Peyniri Bebek Muamelesi ile Büyüten Şehir-KARS



      Tom ve Jerrry çizgi filmini izlemeyen yoktur sanırım. Bu çizgi filimi çok severdim ve hala da bu sevgiden vazgeçmiş değilim.
      Beni yollara düşüren  bu çizgi filmde sık sık görünen delikli peynirlerin bilinç altımda ki kalıntıları mı, yoksa lezzet merakım mı ? bilemiyorum ama, harika bir peynir yolculuğu yaptım.






       Kars ilklerin şehri derler, bu şehirde ben de pek çok ilkler yaşadım.
      Her girdiğim dükkan eski kaşar ve gravyer peynirleri ile doluydu. Çok az miktarda tel peyniri ve küflü peynir bulunuyordu. Petek ve sıvı bal ise daha geri planda kalmış.
     Halbuki 15 yıl önce Kamu kurumunda çalışırken Kars'lı arkadaşlar vasıtasıyla petek bal siparişi verirdik. Öğrendim ki Kars'daki hemen hemen her firmanın artık internet üzerinden satışı bulunuyor.


     Evet.. Planlarımın içerisinde gravyer ve eski kaşar ile bal satın almak, peynir konusunda bilgilenmek vardı. Ama bu kadar muhteşem bir peynir yolculuğu olacağını düşünmemiştim.
     Eski kaşar ve gravyer peynirinin yapım aşamalarına şahit olmak için tabi ki rota Boğatepe Köyü oldu.


     İsviçre'nin Gruyere kasabasında üretilen Gruyere peyniri bizde Kars Gravyeri olarak yer edinmiş. Boğatepe Köyünde dünyaca kalitesi onaylanan gravyer peynirinin ilk üretimi, Rus işgali sırasında köyü ziyaret eden bir Alman Peynir tüccarı sayesinde  başlamış.
      Önce Fabrikasyon denilen İmalathaneye gittim. Şaşırtıcı görüntüler beni bekliyordu.. Örneğin, imalathanenin dışında bir borudan dışarıya bembeyaz süt akıyordu. Peyniraltı suyu dediler. Ancak henüz lor bile yapılmadan atılan bol kalsiyum deposu sütün bir sonraki haliydi. . Neden lor yapılmadığını sordum.  Firma yetkilisi nereden bilsin, sarı saçlı şehirli kadın evinde peynir yapıyor. Şaşkın gözlerle fiyatının çok ucuz olduğunu, emeği ve maliyeti karşılamadığı için lor yapmadıklarını söyledi.


     Hayalim, kalsiyum deposu bu süt artığının bir gün en azından ekmek yapımında kullanıldığını görmek.  Bu şekilde kullanılsa, belki kalsiyum ilaçlarına bu kadar ihtiyaç kalmazdı diye düşünüyorum.
      Her ne kadar fabrikasyon olduğu söylense de eski kaşar peyniri de çoğunlukla el emeği ile yapılıyor.


     Kaşar peyniri için, süt krom kazanlarda mayalanıyor, daha sonra süzülüyor.
      Beklemeye alınıp, sertleşince tekrar buharda ısıtılıp, eritiliyor.
      Ve tezgah üzerinde hamur gibi katlayarak elle yoğruluyor. 3 kez bu işlemin tekrarından sonra çember kalıplara yerleştirilip, oda sıcaklığında soğumaya bırakılıyor.


     Bekleme odalarında ahşap raflar üzerinde 3 gün, günde iki kez olmak üzere alt üst çevriliyor.
      6 ay sonra yemeğe hazır hale gelen kaşarları 2 yıl boyunca biz de rahatlıkla tüketiyoruz.
Yapılan bu işlemlerin neresinde fabrikasyon var diye düşündüm. Biliyor musunuz, yalnızca suyun buharla ısınması işlemi, seri aynı gramaj kalıpları ve krom kazanların kullanılması zorunluluğu dışında bir şey bulamadım.
     Ben bu işleme ''çok emek çok lezzet'' dedim ama gravyer peynir yapımını görünce ve tamamen el emeğine ve bilek  kuvvetine dayanan işlemler karşısında saygıyla eğilmekten başka bir şey yapamadım.
     Eski usullerle gravyer yapımının başrol oyuncusu, altın ve bakır karışımından yapılmış devasa kazan.



     Kısaca anlatmak gerekirse, Gravyer Peyniri şirden mayası ile bu kazanda mayalanıyor. Sonra özel bezlerle askıya alınıyor.
      Büyük cenderelerde bekletip üzerine kat kat bezler örtülüp, ağırlık ile sıkıştırılıyor. Sık sık bu özel dokulu bezler değiştiriliyor, cendere sıkılıyor ve ağırlık arttırılıyor.. Bu cenderelerin İsviçre'den geldiğini, Türkiye'de üretilmediğini öğrendim.


     Geleneksel Gravyer bekleme odalarında, gerekli olan ısıyı yakalamak ve aynı lezzeti kaybetmemek, iyi bakteri üremesini sağlamak için hala soba yakılıyor. İçerisi saunadan biraz hallice diyebilirim.


     Gravyer tekerlerinin her biri 87-90 kilo civarında. Kabuklanmasının sağlanması için bu sıcak nemli odalarda bekletilen gravyerler insan gücü ile günde 2 kez çevriliyor. Bu size çok basit gibi gelebilir ama düşünün 90 kilo. Ayrıca ahşap raf üzerinde bu gravyerlerden en az 100 adet var.
     Peynirlerin üst kısımları kaya tuzu ile ele tuzlanıyor.
     90 kilo olan bir gravyer peyniri için ortalama 1200-1400 kilo civarında süt gerekli olduğunu biliyor musunuz? Yani kabaca 1 kilo gravyer 11-13 kilo civarında sütten üretiliyor.


     P.Ş peynir imalathanesinin kapılarını bana açan gravyerin yolculuğunu anlatan, Gravyerleri bebek büyütür gibi, severek dokunarak üreten Niyazi Bey'e teşekkürlerimi iletiyorum.
      Bir yerin bir konu üzerinde uzmanlaşması, kendini bu konuda tanıtması, tek olması ve kaliteyi koruması takdir edilecek bir olay. Kars üreticileri bu yola baş koymuş Tebrikler..
     Gelelim iyi bir gravyer peyniri nasıl olmalı.
     Rengi sarı, kabuğu koyu renkte olmalı,
     Delikleri 1-2 cm civarında olmalı,
     En az 6 ay bekletilmiş olmalı,
     Bir de mutlaka Kars'tan alınmış olmalı.
     Boğatepe Köyü'nün eski adı Zavot, yani Ruscada fabrika demekmiş. Birleşmiş Milletlerin kalkınma proğramının desteği ile Zavot adında bir Peynir Müzesi kurulmuş. Burada özellikle peynir yapımında kullanılan eski aletler bulunmakta. Elektirikler kesik olduğu için net göremedik ama müzenin varlığından mutlu olduk.


     Kars'a gelmeyi düşünüyorsanız. Boğatepe'deki mini pansiyonda kalabilir, mandıralarda peynir yapımı aşamalarına katılabilir, ot toplamaya çıkabilir, bu otlardan kurutup kendi çayınızı elde edebilirsiniz. Köyü ve civarını dolaşmak için bisiklet turları bile mevcut.


     Yol boyunca Aygır gölünün muhteşemliğini, yemyeşil çayırlarda ineklerin otladığını, organik yaşamın ne olduğunu ve hala gerçek bakkal amcanın varolduğuna şahit olabilirsiniz.


     Yollar harika, kış aylarında bile açık ve rahatlıkla yolculuk yapabilirsiniz.
     Aralık ayında Çıldır ve Sarıkamış için özel gezim olacak, Bu gidişimde kaz eti yemiş olsam da, gerçek kuyuda pişen kaz eti yemeden, mümkün değil Kars gezim bitmez. Kim bilir belki sınır ötesine doğru yol alır, Ağrı dağını daha yakından görür, tırmanışa geçebilirim.


    Kars şehrinin tarihi dokusu ve yöresel diğer lezzetleri ile ilgili yazıma blogumdan ulaşabilirsiniz.
      Çıldır gölü ve Sarıkamış ise Aralık ayı gezi planımda.


      Kars'tan neler alınır. Bence öncelikle peynir, peynir, peynir.
      (Bal, sarıyağ, eski kaşar, gövermiş çecil, tel peynir, gravyer, eski kaşar,) Eski kaşar 22-25 tl. Gravyer Peyniri 45-55 tl civarında, ancak ben özel olduğu söylenen yalnızca bir firmada olan 80tl.lik gravyer peynirinden de bir miktar aldım. Daha ucuz fiyatlara taze kaşar ve diğer peynirlerden de bulabilirsiniz, ben tercih etmedim.
      İstanbul'a dönüşte valizimden çıkanların bir kısmı.
   

      Ulaşım için İstanbul'dan Kars'a Türk Hava Yolları ve Pegasus ile ortalama 2 saatte ulaşabilirsiniz.
      Araç kiralama ücreti diğer şehirlerimize göre biraz pahalı.
      Hava limanından merkeze otobüs ve taksi ile ucuz bir bedelle kısa sürede ulaşabilirsiniz.
      Alışveriş yaptığım firmalardan öne çıkanlar.
      P.Ş mandıra
      Zavotlar Mandıra
      Alioğlu Ticaret
   
     Boğatepe Köyündeki imalathane ziyaretimde her türlü kolaylığı sağlayan ve muhteşem ilgileri içinKars Belediye Başkanı Murtaza Karaçanta ve Özel Kalem Müdürü Sevgili İlker Pekyıldız' a çok teşekkürler.

21 Haziran 2017 Çarşamba

5 Dakika Pizzası

     Ramazan bitmeden pideden hemen pizza yapalım. Şimdi tam telaş zamanı. Temizlik yapmak, tatlı yapmak, yolculuğa çıkmak, alışveriş  yapmak vs.vs. işler.
      Hızlı ve pratik olmak gerek.  5 dakikada hazırlayıp, fırına atın 15 dakikada tamamdır.

Malzemeler 
1 adet ramazan pidesi
1/2 sucuk
1 sivri biber
5 kiraz domates
1 çay bardağı ketçap
1 çay kaşığı kekik
Taze Reyhan yaprakları
Kaşar peyniri veya istediğiniz çeşitte peynirler
Yapılışı 



  • Pidenin orta kısmını 2 cm kadar kenar bırakarak kesin.
  • Önce tabanına ketçap yayın ve kekik dökün.
  • Sonra dilim peynir ve sucukları ilave edin. (Dilediğiniz malzemeleri kullanabilirsiniz)
  • Biber ve domatesleri yerleştirin.
  • En üste peynir döşeyin.
  • Isınmış fırında pişirin ve çıkarttıktan sonra kenarlarına tereyap sürün.
  • Afiyetler olsun.


18 Haziran 2017 Pazar

Badem Unlu Bitter Çikolatalı Kurabiye


     Son zamanlarda çok yolculuk yaptım. Gezdim, gördüm, tatil yaptım. Evimi mutfağımı çok özlemişim.
     Tatil dönüşü sabahtan mutfağa girdim ve saatin 18.30 olduğunu telefonun şarjı bitince anladım.
      Yavaş yavaş yazlığa gitme zamanı geliyor. Evde ki malzemelerimin bayatlamasını istemiyorum.
     O yüzden kilerimde ne malzeme varsa onlarla yeni kurabiyeler, çörekler yaptım.


     Makaron yapımından artan badem unu, yarım paket bitter çikolata, az nişasta... bunların hepsi bitmeli..
     Yaptığım kurabiyelerden ilki burada. Ben ve evdekiler çok beğendik, kurabiyelerim mis gibi tereyağ kokulu oldular. Çünkü Trabzon'dan aldığım tereyağı kullandım. Gerçekten malzemeler lezzette çok farklılık yaratıyor.
      Umarım sizde bu kurabiyeyi yapar, hemde çok seversiniz.
   


Malzemeler
  • 1 yumurta
  • 1 çay bardağı badem unu
  • 1 çay bardağı buğday nişastası
  • 1 çay bardağı oda ısısında tereyağı
  • 1 çay bardağı toz şeker
  • 1 paket vanilya
  • 1/2 paket kabartma tozu
  • Aldığı kadar un
  • Bitter çikolata kırıntıları

Yapılışı
  • Çikolata kırıntıları dışında tüm malzeme karıştırılır.
  • Ele yapışmayan bir kıvam alana kadar un ilave edilir.
  • Ceviz büyüklüğünde parçalar yuvarlanıp hafifçe üzerine bastırılır.
  • Çikolata kırıntıları üzerlerine konur.
  • 160 derece ısınmış fırında hafifçe sararması  beklenir.
  • Soğuduktan servis tabağına alınır. Aksi takdirde yumuşak olan kurabiyeler kırılır.
  • Kurabiyeler soğuduktan sonra kıtırlaşacaktır.
  • Afiyetler olsun.

10 Haziran 2017 Cumartesi

UZUNGÖL-Yeşil ve mavinin aşk yaşadığı yer


    Kalabalık ortamları da seviyorum ama çoğu zaman bir yerin tadına varabilmek, orada yaşadığımı hissedebilmek için seyahatlerimi genelde mevsim başları veya mevsim sonlarına göre planlıyorum.
    İşte bu nedenle Haziran ayının Trabzon ve Rize seyahati için uygun olacağını düşündüm. Tam isabet, Rize'de çay topladım, yaylalarda nefes aldım dostluk kurdum, Uzungöl'de manzaraya doydum.
      Yıllar önce Uzungöl'ü görmeden bir kartpostala bakarak yağlıboya tablosunu yapmıştım. Her fırça darbesinde acaba böyle olabilir mi, gerçek mi? diye düşünmüştüm. Çünkü o kadar güzel, kusursuz bir güzelliğe sahipti ki. Çok sık ağaçlar, yeşile çalan bir göl, adeta göle dokunmak istercesine taa aşağılara kadar inmiş beyaz bir bulut kümesi.


      Uzungöl'e doğru yola çıktığınızda hiç yalnız kalmıyorsunuz. Sizi yalnız bırakmayan keskin virajlar, yeşilin her tonunu barındıran ağaçlar, coşkuyla akan nehir, mis gibi oksijen dolu bir hava ve kemençe eşliğinde türküler ...
      Haldizen Deresi'nin vadisinde meydana gelen heyelan sonucunda dere yatağı kayalarla kapanmış ve Uzungöl oluşmuş.
      Uzungöl Soğanlı Dağı'nın eteğinde ve denizden 1100 metre yükseklikte.
     Önce Uzungöl'ün merkezine değil, bu şahane güzelliği görmek için araçla, daracık yollar ve keskin virajlardan geçerek epeyce yükseklere çıktık.
     Seyrine doyum olmayan Uzungöl'e,  likapa (yaban mersini-mavi yemiş) lara basmamaya çalışarak  taa tepelerden bulutların üzerinden baktık.


     Muhteşem, duru, huzurlu ve mutlu.

     Düşünebiliyor musunuz?  ben anı bozmamak adına çok fazla resim bile çekemedim. O kadar yani... diyorum. Siz muhteşemliği hayal edin.....

     Gölün kıyısına indiğimde yine huzur dolu bir ortam, tertemiz yeşil bir göl, Ağaçtan yapılmış adeta sergi yeri gibi mini hediyelik eşyalar dükkanları, bisiklet kiralama yerleri, güzel bir düzenleme ile yerleştirilmiş.


     Yamaç paraşütü yapanlar yeşilin ortasında harika renkli görüntüler oluşturuyor. Burada helikopter turu ve yamaç paraşütü yapabilir. bisikletle Uzungöl etrafında tur atabilir, kanepelerde oturup uzun uzun Uzungöl'ü seyredebilirsiniz.
     Mavi ve yeşilin bu kadar birbirine harmanlandığı, ayırt edilemediği başka bir yer görmek mümkün olur mu acaba?


   

       İnan Kardeşler Otelinden bahsetmeden geçemezdim. Düşünün bir konaklama tesisi Uzungöl'ün kıyısında ve kullanılan tüm masalar, sandalyeler, avizeler, aksesuarlar, banklar vs. yöre ağaçlarının şekillerine göre dizayn edilerek el emeği ile yapılmış.  Tebrik ediyorum. Konaklama yapmasanız bile mutlaka gidip görmeli bu güzel ortamda en azından bir kahve içmelisiniz.


     Konaklama yapabileceğiniz çok güzel pansiyonlar, oteller, ahşap mini evler mevcut. Ancak bazı konaklama tesislerin ücretlerini biraz abartılı bulabilirsiniz. Yoğun dönemlerde önceden yer ayırtmanız gerekli.
     Arapça yazıları hemen hemen her tesiste gördük, oldukça fazla arap tursitlerin Uzungöl' e geldiğini hatta bu bölgelerde gayrimenkul edindiklerini öğrendim. Umarım bu güzel yaylalar bizim kalır.
    Evett gelelim neler yedik.
    Normal bir kahvaltı yapmadığımı söyleyebilirim. Yani peynir, zeytin, domates yemedim. Sabah kahvaltısında Tereyağında Kızarmış Alabalık yenir mi, ya Bol Tereyağlı Kuymak, veya Turşu Kavurmasına ne dersiniz?


    Yalnız uyarmam gereken bir konu var. Şayet seyahatiniz ramazan ayına denk gelirse bazı işletmelerin yemek servisine iftar saatinde başladığını belirtmek isterim.


      O kadar çok alabalık tesisi var ki, üstelik çok uygun fiyatta ve her öğün yenilebilecek lezzette.
      Başka neler mi yaptım. Birçok yayla gezdim. Sultan Murat Yaylasında keyifli zamanlar geçirip, Sultan Murat Şehitliğinde duygulanıp gururlandım.
 
      Neler mi aldım  yöreye ait tereyağı, peynir çeşitleri, ekmek, mısırunu, şal, kumaş, kemençeden yapılmış saat.

     Ulaşım için ben Trabzon Havalimanın'dan araç kiralamayı tercih ettim. Ancak otobüs ve tur firmaları ile ulaşmakta mümkün.

     İstanbul'dan ortalama 1 saat 45 dakikada,  Ankara'dan 1 saat 15 dakikada, İzmir'den ise aktarmalı olarak Pegasus, Onur, Anadolujet ve Thy ile ulaşabilirsiniz.

     Uzungöl ziyaretimizde bizi yalnız bırakmayan, güzelliklerle tanıştıran iş arkadaşım ayrıca 2009-2013 dönemi Çaykara Belediye Başkanı  Sevgili Namık Kemal Gedikoğlu ve kıymetli eşine çok teşekkür ederim.